Ten Bulls #2 512px

2. Hafta: Bilgelik ve Merhamet

Alex Trisoglio, 14 Haziran 2017


English / Bahasa Indonesia / Deutsch / Español / Français / Português / Русский / Türkçe / 繁體字 / 简体字


DJKR 512px

2. Haftaya Genel Bakış  [Ses/Görüntü zamanı: z = 0:00:05]

Hepinize iyi akşamlar, ikinci haftaya hoş geldiniz. Bugün yapacaklarımızın çoğunluğu, ilk beş bhumi'ye odaklanacak ve önümüzdeki hafta Bölüm 6 ile çıkacağımız maceraya bizi hazırlayacak. Bu haftanın odağı, görüş ve bodhicitta veya merhamet arasındaki ilişkiyi ve özellikle de paramita'lar yani bu yolda uygulamak ve geliştirmek istediğimiz cömertlik, sabır ve disiplin gibi niteliklerdir.

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu  [z = 0:00:44]

İçeriği resmederek, biraz ilginç gelecek olsa da bu öğretileri neredeyse bir macera öyküsü çerçevesine oturtarak başlamak istiyorum. Ama eğer geçen hafta konuşmaya başladığımız 10 Boğa, 10 Öküz Gütme Resmi'ne baktıysanız, bu on aşamanın ilerleyişinin aslında Joseph Campbell'in 'Kahramanın Sonsuz Yolculuğu' ile aynı mitik yapıyı izlediğini zaten görmüşsünüzdür. Aslına bakılırsa Buddha'nın o klasik hayat hikâyesi de böyledir. Ve filmleri sevenleriniz için en klasik örnek, George Lucas'ın gerçekten Kahramanın Sonsuz Yolculuğu'nun farklı aşamaları etrafında filmi yapılandırmak üzere Campbell'e danıştığı ilk Star Wars filmi de olabilir.

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, eski Yunan oyunları gibi klasik bir üç perdelik yapıyı izler.

  • Perde I: Serim veya durumdur, başladığımız olağan dünyadır. Ve sonra bir şey olur. Çözülmesi gereken bir tür sorun, bir tür eylem çağrısı oluşur. Bu, bizim için olağan ölümlü hayatımıza başlamak ve sonra Dharma yolunu bularak ikiliğin yokluğunu ve boşluğu anlama ve de aydınlanma imkânını keşfetmek olacaktır.
  • Perde II: Ve sonra bir noktada erkek veya kadın Kahraman bu yola girmeye karar verir ki bu da bizi tamamen Perde I'de kurulmuş sorunları çözme girişimleri etrafında dönen Perde II'ye getirir. Çoğu zaman bu, yabancı ve bilinmeyen bir dünyada geçer. Olağan dünya değildir. Bir tür mitik dünyadır.
  • Perde III: Son olarak Perde III'te bir çözüme kavuşuruz, erkek veya kadın Kahraman bir tür hediye veya iksir ya da yeni bir güç, yani dünyaya fayda getirecek bir şey, taşıyarak olağan dünyaya geri gelir.

Qingyuan Weixin

Maceraya çıkmak  [z = 0:02:52]

Eğer o görseller ve şiirler setini takip ederseniz bu, fazlasıyla 10 Boğa'nın ilerleyişi gibidir. Ve Tang Hanedanı'nın 9. yüzyıldaki Chan ustası ➜Ch'ing-yüan Wei-hsin'in (青原惟信, Japonca: Seigen Ishin) ünlü bir sözü olan Dağ / Dağ Değil / Dağ'ın klasik Zen hikâyesiyle de bağlantılıdır. Hikâye şöyle der:

Otuz yıl Zen çalışmadan önce dağları dağ ve suları su olarak görüyordum. Daha derin bir bilgi birikimine ulaştığımda dağların dağ olmadığını ve suların su olmadığını gördüğüm noktaya geldim. Ama şimdi tam özünü kavradığım için rahatladım. Bir kez daha dağları dağ ve suları su olarak görüyorum.

Yani bu; dünyayı belli bir şekilde görerek başladığımız, bir tür yolculuğa çıktığımız ve sonra başlangıçtaki dünyamıza geri döndüğümüz ama artık onu farklı bir şekilde gördüğümüz bir tür döngüsel yolculuk fikri. Burada yaptığımız da büyük oranda böyle bir şey. İki Gerçek ve Kalp Sutra “biçim boşluktur, boşluk formdur” gibi öğretilerin kalbinde de bu tür bir anlayış yatar, ama bu konulara beşinci ve altıncı haftalara kadar tam olarak girmeyeceğiz. Sadece kendimizi hazırlayalım istedim.

Ve şimdi olduğumuz yere dönelim: halen Perde I'deyiz ve aslına bakarsanız Sahne 2'deyiz.

  • Perde I, Sahne 1: Hafta gördüğümüz macera çağrısıydı. Görüşün önemli olduğunu ve görüşü ilerletmemize değer olduğunu fark etmek.
  • Perde I, Sahne 2: Artık Kahraman gerçekten bu yolculuğa çıkmak isteyip istemediğini sorgulamaya başlar. Bu; başka görevlere, başka yükümlülüklere sahip olmasına bağlı olabilir. Belki çok meşguldür, yeterince zamanı yoktur. Çok zorlayıcı, çok zor, fazla akademik, günlük endişeleriyle alakasız olarak görüyor olabilir. Veya zaten belli bir yolda olduğunu hissediyordur. Belki zaten farkındalığı veya bodhicitta'yı* veya başka bir öğretiyi uyguladığımızı hissediyor olabiliriz. *mükemmellik, tamlık Belki bu boşluk görüşünü benimsememiz gerekmediğini, çünkü zaten ihtiyacımız olana sahip olduğumuzu hissediyoruz. Ve Forum tartışmasını takip edenleriniz için bir yol olarak duyguları veya duygusallığı kullanmak hakkında ilginç bir sohbet var ki bunun konumuzla ilgili olabileceğini düşünüyorum.

Ama ne olursa olsun, gene de macera çağrısını duyarız. Orta Yola atılmak mı istiyoruz? Uygulamamızı bir sonraki seviyeye taşımak mı istiyoruz? Bu, derinlemesine düşünebileceğimiz bir konu. Bunu yapmaya hazır mıyız? Ve belki içeriden bir tür direnç olduğunu görebiliriz. Bunu biraz zorlayıcı veya güç bulabilir ya da yapmak istemediğimizi düşünebiliriz. Ama bu, Campbell'in başlangıçtaki yapısına geri dönüştür. Bu erkek veya kadın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu'nun doğal bir parçasıdır ve bir noktada bu dirençle yüzleşip onu aşmalıyız ki gerçekten bu yola girebilelim. Bu çalışmada 3. Hafta görüşe derinlemesine girmeye, analizlere derinlemesine girmeye, artık dağı bir dağ olarak görmeyip aksine bölüp parçalamaya başlayacağımız bu yabancı diğer dünyaya derinlemesine girmeye başlayacağız. Önümüzdeki haftadan başlayarak bunları çokça yapıyor olacağız.

Ten Bulls #2 512px

Gerçeği, gerçek olmayandan nasıl ayırırım?  [z = 0:06:38]

Geçen hafta yaptığım gibi 10 Boğa'dan konumuzla ilgili bir mısra okumak istiyorum. Bu, ikinci boğa:

2. Ayak İzlerini Keşfetmek

Ağaçların altındaki nehir kenarı boyunca gördüm ayak izlerini!
Mis kokulu çimenlerin dibinde bile gördüm izlerini.
Uzaktaki dağların derinliklerinde bulunur bunlar ancak.
Göğe bakarken nasıl gizlenemezse burun, bu izler de artık gizlenemez.

Yorum: Öğretiyi anlayarak boğanın ayak izlerini gördüm. Daha sonra bir metalden nasıl birçok alet çıkıyorsa, özün dokusundan da pek çok varlık çıktığını öğrendim. Ayrımcılık yapmadan nasıl gerçeği gerçek olmayandan ayırabilirim ki? Daha henüz kapıdan girmemiş olsam da yolun farkına vardım.

Bu ifadenin, "gerçeği gerçek olmayandan nasıl ayırabilirim" fikrinin, özellikle de konu uygulamamız olduğunda bizim için çok değerli bir soru olduğunu düşünüyorum. Ve aslında bugün konuşacağımız da çoğunlukla bu. Nasıl uygulama yapmalıyız? Ne tür bir rehberimiz var? Görüş, uygulamamıza nasıl bilgi sağlıyor? Buna, yedinci ve sekizinci haftalarda geri geleceğiz, ama ümit ediyorum ki bu, bizim için çerçeveyi oluşturacak ki uygulayabilmek için görüşü anlamamızın ve oturtmamız önemli.

Varanasi 512px

Nehri geçmek  [z = 0:08:12]

Görüşün eyleme nasıl bilgi kattığını konusuna geri dönmek istiyorum. Geçen hafta Buddha'nın yolu nasıl sahip olmak için değil de karşıya geçmek için olması gereken bir salla mukayese ettiği hakkında konuşmuştuk. Şu bariz ki eğer salımız ile bir nehri geçersek, diğer tarafa geçtiğimizde o salı sırtımızda taşımak istemeyiz. Nehir kenarında bırakırız. Yanımıza almayız. Öyleyse hadi Sarnath Geyik Parkı'nda eğitim veren Buddha'yı hayal edelim. Varsayalım ki nehri ziyaret etmek istiyor. Bilebileceğiniz gibi Sarnath, Hindistan'ın kutsal nehri Ganj'ın veya bilinen adıyla Anne Ganga'nın kenarında bulunan günümüz Varanasi'sinden birkaç kilometre uzaklıktadır. Aslına bakılırsa Varanasi, dünyanın ➜en eski şehirlerinden biri olarak Asya genelinde sürekli iskan edilmiş en eski şehirdir. M.Ö. 1800 yılından bu yana aralıksız olarak insanlara ev sahipliği yapmış ve önemli bir sanayi merkezi olarak büyümüştür, ipek kumaşları, parfümleri, fildişi ve heykeli ile ünlüdür. Buddha zamanında Varanasi, Ganj'ın batı kıyısı boyunca uzanan Kashi krallığının başkentiydi.

Ve eğer bugün Varanasi'yi ziyaret ederseniz, büyük oranda aynı olduğunu görürsünüz. Kutsal şehir, çoğunlukla batı kıyısı üzerindedir ve nehrin üzerinden doğu kıyısına doğru bakarsanız, şu anda bazı aghori sadhu'ların yaşadığı taşkın yataklarının kumları dışında pek bir şey göremezsiniz. Ama gene de hadi belki de bu sadhu'lardan bazıları ile buluşmak için nehri geçmek istediğinizi düşünelim. Dağ geçitlerinden birinden aşağı indiniz, sizden belki çeyrek mil uzaktaki yeri görebiliyorsunuz ve sizi salında geçirecek bir kayıkçı bulmaya gidiyorsunuz. Ve bunu, bugün de halen yapabilirsiniz. Varanasi'de küçük kayıkların çoğu halen dizel motorlardansa insan gücüyle çalışır. Orada çok sayıda kayıkçı vardır. Peki, kayığa girdiniz ve uzaklaştınız. Çok zaman geçmeden Varanasi'de Ganj nehrinin akıntılarının çok güçlü olduğunu görecek ve anında akış yönüne çekilmeye başlayacaksınız.

Ve tabi ki eğer düz bir çizgi boyunca nehri geçmeye çalışırsanız, hedefinizden çok uzağa varırsınız çünkü diğer kıyıdan millerce uzağa çekileceksiniz. Doğal olarak kayıkçılar, bunu bilir. Bunu daha önce yaptılar, o nedenle akışa göre ayarlama yapabilirler. Kayıklarını akış yönünün tersine doğru yönlendirirler ve akıntıya karşı kuvvetli kürek çekerler ve bu garip yengeç tarzı hareket ile nehri geçerek tam hedefe ulaşırlar. Öyleyse şöyle diyebilirsiniz, yollarına çıkan engellere rağmen ki bu durumda bu, nehrin güçlü akıntıları, net bir görüşe sahip oldukları için amaçlarına gene de ulaşabilirler. Şimdi bu durumda bu kelimenin tam anlamıyla net görüş, çünkü diğer tarafı görebiliyorlar. Umarız, uygulamamız için bu benzerliği anlayabilirsiniz.

Varanasi boatman

Kayıkçı seçmek  [z = 0:11:40]

Bundan çıkarılacak başka bir ders daha var. Hadi diğer tarafa geçmek istediğimizi hayal edelim, peki kayıkçıyı nasıl seçmeliyiz? Görünüşüne mi odaklanacağız? Veya kayığını ne kadar güzel süslediğine mi? Bunlar gözle görünür, somut şeyler. Ama derinlemesine düşündüğümüzde, kayıkçımızda gerçekte ihtiyacımız olanın, bu görüş netliği, akıntılarda nasıl gideceğini bilme becerisi olduğunu fark etmeye başlarız. Çünkü bunu yapmazsa asla hedefimize ulaşamayız, kayık ne kadar çekici görünürse gözüksün. Ve Dzongsar Khyentse Rinpoche, 1996 yılında Fransa'da Madhyamaka öğretirken derslerini neredeyse aynen böyle açardı ve bu bizim konumuzla fazlasıyla ilgili. Şöyle der: (bk. deşifre metni sayfa 1):

"Artık Budizm'in Batıda tanıtılma dönemi neredeyse bittiğine göre Budizm'in doğru çalışılmasını ve uygulanmasını sağlamamız gerek. Şu ana kadar yöntemlerin, meditasyon ve gurular gibi şeylerin üstünde durma eğilimindeydik, ama görüşü unutmaya başladık. Madhyamaka çalışması önemlidir, çünkü görüşü oturtmak için engin ve yoğun analizleri ve yöntemleri vardır. Doğru görüşe sahip olmak, Paris'e gidiş yolunu bilmeye benzer. Yolu bildiğini söyleyen bir rehber ile Paris'e gittiğinizi varsayalım ve aniden rehberiniz bir rehber kitap çıkarıyor ve biraz garip davranmaya başlıyor. Paris'e gidiş yönünü biliyor olsanız, rehberin sizi otobana sokması veya çalılardan geçirmesi önemli olmaz. Doğru yöne gittiği sürece gergin davranıyor olması bile önemli değildir, çünkü yönü bilir ve güvenirsiniz.

Bugünlerde insanlar pek yöne önem vermiyor gibi, aksine taşıt onlara ilham veriyor, Vajrayana taşıtı, Mahayana taşıtı vs. Bundan daha kötüsü rehberden ilham arıyorlar. Bu yaklaşım ile şans eseri başarıyı bulacak kadar maharetli değilseniz, sonuca ulaşmak oldukça güçtür. "Zihnin doğasında huzur bulmak" gibi sarhoş edici ve duyması hoş öğretiler duyarız, ama görüş konusunda temel bir fikre sahip değilizdir.

Bunun da yol, öğretiler ve öğretmeniniz ile olan kendi ilişkimizi göz önünde bulundururken derinlemesine düşünmemizin faydalı olabileceği bir nokta olduğunu düşünüyorum. Gerçekten görüşe odaklanıyor muyuz? Yönü bilmeye odaklanıyor muyuz? Ya da taşıtın kendisine, yolun kendisine ya da belki de öğretmenimize biraz fazla mı kaptırdık? Bunlar önemli sorular.

Fork in the road - Robb Siverson

Doğru ve yanlış yolları ayırt etmek  [z = 0:14:27]

Varanasi'de olmak ve diğer kıyıyı görerek nehri geçmek bir şey, ama eğer açık okyanusu geçmeye çalışan bir kayıktaysanız? Karşı kıyıyı göremezsiniz. Nereye gittiğinizi bilmezsiniz. Ve bir tür navigasyon olmadan, bir tür rehber veya pusula ya da nerede olduğunuzu ve nereye gittiğinizi bilmenin yolu olmadan kaybolursunuz. Ve bunun, öğretileri dünyadaki günlük yaşamlarımıza uygulamaya çalışan çoğumuz için muhtemelen daha uygun bir analoji olduğunu düşünüyoruz. Birçoğumuz için gerçek soru; nasıl hareket etmeliyimdir. Bir görüşüm var demek iyidir, ama bunu yolumda ve günlük hayatımda nasıl uygulayabilirim? Ve aslen soru, nasıl hareket etmemiz gerektiğine dair bu soruyu yanıtlamamıza yardımcı olması için Orta Yol görüşünü nasıl anlayacağımız ve uygulayacağımızdır.

Ve bu bir paradokstur, çünkü Buddha'nın hiçbir görüş öğretmediği ve Buddha'nın aynı zamanda yolumuzun doğru görüşe dayalı olması gerektiğini öğrettiği fikri arasında gerçekten bir fark vardır. Metinde ilerlerken bunu gittikçe daha fazla göreceğiz. Nagarjuna ve Chandrakirti'nin ikisi de görüşün özünün, görüş olmaması olduğunu söyler. Ve gene de Asil Sekiz Kısımlı Yol olgusu, doğru yolu yanlış yoldan ayırt etmemizden ibarettir. İyi ile kötü ve doğru ile yanlış arasındaki farkı bildiğimizden emin olmaktır. Bu ilk beş bölüme ve beş bhumi'ye bakarsanız, iyi ve kötü arasındaki fark konusunda çok sayıda tartışma olduğunu görürsünüz. Öyleyse bir açıdan iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında büyük oranda ayrım yapmamızın gerektiği ve de Kutsal Yolun gerçekten ne olduğu ve başka bir açıdan görüşümüz olmadığı düşünülürse bir paradoksumuz var. Öyleyse bu ikisini nasıl anlamamız gerekiyor? Rinpoche, özellikle birçoğunuzun muhtemelen bildiği gibi farkındalıkta yargılama olmaması gerektiği görüşüne çok fazla vurgu yapan modern farkındalık öğretileri bağlamında bunu anlatmıştır. Ve gene de Budist öğretilerine bakarsanız, temelde bir yargılama ve ayrımcılık unsuru görürsünüz. Doğru ile yanlışı ayırt etmemiz gereklidir. Havlu atıp her şey geçer diyemeyiz. Öyleyse tekrar soruyorum, nasıl hareket etmeli?

Young buddhist monk jumping

Manastır kuralları  [z = 0:16:59]

Orijinal Shravakayana yoluna geri dönerseniz, bu birincil olarak bir keşiş yoludur ve de o nedenle hareketler bir manastırdaki keşiş hayatına ilişkindir. Kelime anlamıyla prati'nin ''e doğru" ve moksha'nın "özgürleşme" olduğu ve dolayısıyla özgürleşmeye giden davranışları ortaya seren ünlü Pratimoksha yeminleri vardır. Hepsi kulağa çok hoş geliyor, ama bilmem hiç ➜227 yemin'e baktınız mı. Ben biraz baktım ve işte 227'den bazıları. Ve bu arada, bunlar kesinlikle bir manastırdaki yaşam hakkında, muhtemelen genç erkek çocuklarıyla uğraşılıyor ve onlara bir tür disiplin verilmeye çalışılıyor. Yeminlerde ifade edilen kurallardan bazıları şunlar:

"Bir parça köri, üç parça pirinç oranında yemelisiniz."

"Daha fazla almak için köriyi pirincin altına saklamamalısınız."

"Sıvı içerken höpürdetmemelisiniz."

Bunlar bariz bir şekilde manastır yaşamına özel ve o yaşamla ilgili, ama biri gene de bunları dünyada bir hayat sürdürmek için genel rehber olarak gerçekten ne kadar kullanabileceğini sorabilir. Dünyadaki hayat için geçerli olan bazı Pratimoksha yeminleri de vardır. Örneğin halılar konusunda bir dizi yemin vardır:

"İpek içeren halılar kabul etmeyin."

"Sadece siyah koyun yününden yapılmış yer halılarını kabul etmeyin."

"Yarısından çoğu siyah koyun yününden ve çeyreği beyaz yünden yapılmış bir yer halısı kabul etmeyin."

"Eskisi, altı yaşına gelmeden başka bir yer halısı satın almayın."

Bunlar yine çok spesifiktir ve eğer halı işindeyseniz sizi ilgilendirebilir, ama çoğumuz bunları dinlesek de bunları modern dünyadaki hayatlarımıza uygulamamız çok zordur. Ve neredeyse her şey, 227 yeminin gözünden bakarsak ne yapmamanız gerektiğiyle ilgilidir. Neyin teşvik edildiği, neyi geliştirmeniz gerektiği, dünyada iyi bir yaşam olarak neye yönelmeniz gerektiği konusunda çok az şey vardır. Rinpoche'nin söylediği gibi çoğumuz için bir manastırda yaşama ve günün 24 saati, haftanın yedi günü öğretileri uygulamaya geçirme fikri uygulanabilir değildir. Mümkün değildir. Hayatlarımız var. Ailelerimiz var. Kendimizi buna adayacak finansal kaynaklarımız yok.

[To be completed]